AKUT - Arama Kurtarma DerneğiSosyal Sorumluluk Bölümü icinde AKUT - Arama Kurtarma Derneği konusu , Tarihçe D oksanlı yıllar ülkemizde doğa sporuyla ilgilenen insanların sayısındaki artışın belirgin biçimde görüldüğü yıllardı. Bu ilginin yaygınlaşması, beraberinde doğada mahsur kalma, kaybolma gibi çeşitli kazalarda artışı da gündeme getirdi. 1994 yılında Bolkarlar’da kaybolan iki dağcı için düzenlenen arama faaliyeti ... | |
![]() | |
| |
| | |
| |||||||
| | | Bloglar | Yardım | Takvim | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| |
![]() |
| | LinkBack | Konu Seçenekleri | Değerlendirme: |
| | #1 |
| Alışmış TÜRK Gloksinya Blog Sitesi ![]() | AKUT - Arama Kurtarma Derneği Tarihçe Doksanlı yıllar ülkemizde doğa sporuyla ilgilenen insanların sayısındaki artışın belirgin biçimde görüldüğü yıllardı. Bu ilginin yaygınlaşması, beraberinde doğada mahsur kalma, kaybolma gibi çeşitli kazalarda artışı da gündeme getirdi. 1994 yılında Bolkarlar’da kaybolan iki dağcı için düzenlenen arama faaliyeti sırasında yöre insanlarının, Jandarma kuvvetlerinin, Dağcılık Federasyonu’ndan ve çeşitli bölgelerden gelen dağcıların ortaklaşa gösterdiği tüm iyi niyetli gayretlere rağmen bir takım aksilikler ve sorunlar yaşandı ve başarısızlıkla sonuçlanan bu faaliyet sonrasında bir grup dağcı arama kurtarma faaliyetinin en doğru ve verimli biçimde nasıl gerçekleştirilebileceğini düşünmeye ve araştırmaya başladı. Ülkemizde giderek ihtiyacı daha fazla hissedilen arama kurtarma konusunda faaliyet gösterecek uzman bir ekibin gönüllülük prensibinden yola çıkarak bir dernek çatısı altında bir araya gelmesi fikri üzerindeki çalışmalar sürerken, 1995 yılı Aralık ayında Uludağ Keşiştepe'de yapılan bir arama kurtarma operasyonunda AKUT kendi adını ilk defa kullanarak yer aldı ve 1996 yılı başında da AKUT Arama Kurtarma Derneği resmen kuruldu. AKUT, yasa gereği idari örgütlenmesini tüzüğünde belirttiği gibi yapmış iken, işlevi gereği, örgütlenmesini tüzüğüne uygun olarak daha zengin bir çerçeveye oturtmuş, bir yandan da arama kurtarma anında devreye girmek üzere operasyonel olarak farklı bir örgütlenme şeması çizmişti. Böylece, bir yandan demokratik bir sivil toplum örgütü örneği verilirken, operasyonel olarak da hiyerarşi üçgeni dar, disiplinli, acil durumlarda dar bir kadro ile çabuk karar alabilen bir örgütlenme yeğlenmişti. Başlangıçta temel hedef, dağ ve diğer doğa koşullarında doğru ve etkin arama ve kurtarma faaliyetleri düzenlemekti. 1997 Ocak ayında deprem eğitimini, Haziran ayında ise ilk sel eğitimini almaya başlayan AKUT, böylece, talep edildiği takdirde doğal afetlerde de ilgili resmi kurumlara yardımcı olabilir hale geldi. Doğal olarak, insan kaynakları açılımı da yalnız dağcılara değil, yaşamın her alanında varolan, bir beklenti ya da çıkar düşünmeksizin insan hayatı kurtarmak için çalışacak herkese yapıldı. Birtakım arama kurtarma operasyonları, kadroları geliştiren eğitimler, organizasyon, tanıtım çalışmaları, ilgili kurum ve kuruluşlarla yapılan protokol ve anlaşmalar, sponsor araştırmaları ve ortalama 90 üyeyle, Haziran 1998 tarihinde Adana-Ceyhan depremine gelindi. Yaklaşık 20 kişilik AKUT ekibi, 28 kişinin enkaz altında kaldığı bir apartmanda sıra ile 5 gün çalıştı. 2 yaşamın kurtarılmasına katkı sağladı ve bu olay AKUT'u gazete manşetlerine taşıdı. 15 Ocak 1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla da AKUT “Kamu Yararına Çalışan Dernek” oldu. Yine arama kurtarma operasyonları, yeni üyeler ve eğitimleri, yeniden örgütlenme, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yapılan yeni protokol ve anlaşmalar, tanıtım, sponsor araştırmaları sürerken Marmara Depremi meydana geldi. 17 Ağustos 1999 tarihinde AKUT anında felaket bölgesine koştu. Yaklaşık 150 asil ve aday üye ile çalıştı. 1000'in üzerinde insanın çalışmasını organize etti. 200'ün üzerinde insanın göçük altından canlı çıkartılmasında görev aldı. Yurt içi ve yurt dışından gönderilen çok miktarda tıbbi malzeme ve diğer yardım malzemesinin felaketzedelere doğrudan veya Kızılay, Ordu ve Kriz Masaları ile koordineli olarak ulaştırılmasını sağladı. Felaketin büyüklüğü, farklı yerlerde çalışmak ve deprem konusunda eğitimli insan sayısının çok üstünde insan istihdam etmekten kaynaklanan bazı eksikliklere karşın, önceden yaptığı hazırlıklar ve en önemlisi felaket anında insan hayatı kurtarmaya yönelik psikolojik olarak hazır olmanın verdiği güçle, AKUT başarılı ve inisiyatifli bir arama kurtarma örgütü örneği verdi. 17 Ağustos 1999 öncesinde ülkemizde doğal afetlerde arama kurtarma konusuna odaklanmış tek gönüllü dernek AKUT’tu. Ancak Marmara Depremini izleyen günlerde, yurdumuzun pek çok bölgesinde yüzlerce arama kurtarma grubu örgütlendi. Birçok ilimizde, ilçemizde özellikle afetlere yerel müdahale sağlamak amacıyla dernekler kuruldu. Ordumuzun ve kamu kuruluşlarının yeni yapılanmalarına ek olarak, pek çok büyük fabrikanın, firmanın bünyesinde ekipler kurarak onları malzeme, lojistik ve eğitim konularında destekleyerek yeniden yapılanmaya gittiğini, imkanları ölçüsünde yeni ekipler oluşturduğunu da düşünürsek, bu hareketin bir nevi ulusal seferberliğe dönüştüğünü, son derece olumlu adımların atıldığını söyleyebiliriz. Sonuçta AKUT, bir çok sivil toplum örgütü ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının bakış açılarını, arama kurtarmaya yaklaşımlarını değiştirdi. Yeni atılımların öncüsü oldu. Arama kurtarmanın yanında, felaket öncesi ve sonrası ile ilgili toplumun yoğun bilinçlenme taleplerini karşılayacak çalışmalar başladı. AKUT'a bir arama kurtarma derneği olarak öngördüğünden daha büyük bir misyon yüklendi ve dernek bütün Türkiye'de tanınan ve örnek gösterilen bir sivil toplum örgütü oldu. AKUT, TESEV’in 1999 yılında Marmara Depremi’nin ardından yaptığı kamuoyu araştırmasında halkımızın en çok güvendiği 1. kurum seçilmiştir. Aynı anket 2000 yılında yapıldığında AKUT Silahlı Kuvvetler’den sonra halkımızın en güvendiği 2. kurum olarak değerlendirildi. Toplumumuzun büyük bir kesimi sivil toplumun bu gönüllü çalışmasını yürekten desteklemektedir. Bu büyük harekette öncü rollerden birini üstlendiğimiz için gururluyuz. Marmara Depreminin ardından gelen Yunanistan-Atina depremi ve orada AKUT olarak yapılan çalışma, onlarca yıldır çözülemeyen sorunların yaşandığı süreçte, uluslar arasında kardeşliğin ve barışın simgesi oldu. Zor günlerinde insanların dil, din, ırk, ulus farkı gözetmeksizin yanyana, omuz omuza çalışabildiğini gösterdi. Yine 1999 yılında Tayvan, 2001 yılında Hindistan ve 2003 yılında İran depremlerindeki çalışmalarıyla AKUT uluslararası süreçte geldiği konumu daha da geliştirdi. 1999 yılından beri Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışmanlık Grubu - INSARAG üyesi olan AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun arama kurtarma ekipleri içinde deprem konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi. Bu deprem felaketlerine ek olarak sel felaketinin yaşandığı Mozambik’e tıbbi destek birimi göndererek insani yardım çalışmalarına devam etti. AKUT sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da bilgi birikimi ve deneyimlerini paylaşmaya, zor durumda kalan insanlara fayda sağlayabileceği her yerde, imkanları elverdiği ölçüde operasyonlar düzenlemeye, faaliyet alanı ortak olan kurumlarla işbirliği içinde çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Bugün AKUT yaklaşık 200 üyesi, bir o kadar da gönüllüsüyle, operasyonel gücünü harekete geçirecek uluslararası standartlarda teknik donanımıyla, ülkemizin ilk ve en önde gelen arama kurtarma grubudur. Bir yandan büyüyüp kendi insan kaynağını en verimli biçimde kullanmaya çalışırken, bir yandan da üzerine düşen sorumluluğun gereği olarak örnek projeleriyle toplumda bilinçli bireylerin artması için çaba göstermektedir. Ankara, Antalya, Bingöl, Bursa, İzmir, Kocaeli, Marmaris, Niğde ve Olimpos’ta yerleşik ekipleriyle ve İstanbul ekibiyle öncelikle bu illerimizde, olağanüstü durumlarda yurt içinde ve dışında görev alabileceği her yer ve zamanda misyonu doğrultusunda operasyonlar düzenlemeye, eğitim çalışmaları, tatbikatlar yapmaya, yerel ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirlikleri oluşturmaya, yurt içinde ve yurt dışında talep edilen her yerde bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya hazırdır. Üyeyseniz Giriş Yapınız. Üye Değilseniz Kayıt Olunuz. |
|
| | #2 |
| Alışmış TÜRK Gloksinya Blog Sitesi ![]() | Ce: AKUT - Arama Kurtarma Derneği BU YAZI AKUT YÖNETİM KURULU BAŞKANI ALİ NASUH MAHRUKİ’NİN 6. KİTABI VATAN LAFLA DEĞİL EYLEMLE SEVİLİR’DEN ALINMIŞTIR. (2007) NASUH MAHRUKİ’NİN KALEMİNDEN AKUT’UN ÖYKÜSÜ Ülkemizde 90’lı yıllarla birlikte doğa sporlarına artan bir ilgi gözlemlenmeye başlandı. Özellikle üniversite kulüpleri son derece etkin bir şekilde dağcılık, mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış gibi sporların yayılmasında öncülük ettiler. 1992 yılında yaptığım Khan Tengri tırmanışı, arkasından 1994 yılında aldığım Kar Leoparı unvanı ve ertesi yıl 1995 yılında gerçekleştirdiğim Everest tırmanışı ve bu haberlerin sıklıkla medyada yer alması da, gençlerin özellikle dağcılık sporuna yöneliminin hızlanmasında etkili olmuştu. Daha önceden yapılmamış pek çok tırmanış gerçekleştirildi, Türkiye’nin doğal fırsatları yavaş yavaş güzelliklerini açmaya başladılar. Daha önceden hiç düşünülmeyen teknik zorlukları olan yeni rotalar tırmanılmaya başladı, pek çok mağaranın keşfi yapıldı, haritalandı, fotoğrafları çekildi, yeni dalış yerleri keşfedildi, yamaç paraşütü ile uçulabilecek yeni yerler bulundu, doğa sporlarındaki turizm potansiyelimiz ortaya çıkarıldı. Bu konular hakkında dergiler, makaleler yayınlar yapılmaya başlandı. Ülkenin aydınlık ve çağdaş vizyona sahip gençleri, ülkelerinin doğal güzelliklerini amatörce olmakla birlikte, bu kez işin içine bilimsel bir vizyon da katarak belgelemeye ve paylaşmaya başladı. Doğal olarak daha fazla sayıda genç insanın araziye çıkması, doğada birtakım etkinliklere katılması, beraberinde doğada mahsur kalma, yaralanma, kaybolma gibi çeşitli kazalarda artışı da gündeme getirdi. Bu olası gelişmeyi fark eden ve önlemini almayı düşünen ilk ekip de dağcıların kurduğu AKUT oldu. 1994 yılı Kasım ayında Bolkar Dağları’nda Yıldız Teknik Üniversitesi’nden iki dağcının kaybolduğu haberi bir bomba gibi dağcılık camiasının gündemine düşmüştü. Dönemin bütün deneyimli dağcıları Türkiye’nin dört bir tarafından gelerek kaybolan iki dağcı için seferber olmuştuk. İki ana grup halinde yüze yakın dağcının katıldığı, Jandarma’nın ve bölge insanının da yer aldığı, hatta askeri helikopterlerin de desteklediği toplam 14 gün süren detaylı bir arama çalışması yapıldı. Ancak ne yazık ki bütün iyi niyetli gayretlere ve onca emeğe rağmen birtakım aksilikler ve sorunlar yaşandı ve başarısızlıkla sonuçlanan bu faaliyet sonrasında aralarında benim de bulunduğum iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar küçük bir grup dağcı arama kurtarma faaliyetlerinin en doğru ve verimli biçimde nasıl gerçekleştirilebileceğini düşünmeye ve araştırmaya başladı. 14 günlük yorucu ama sonuçsuz çabanın sonunda küçük bir dağcı grubu biraraya gelmiş ve şu iki temel öngörüde bulunmuştuk; birincisi, Türkiye’de artık daha fazla sayıda genç doğaya çıkmaya başladı, bunun sonucunda önümüzdeki süreçlerde daha fazla sayıda kaza yaşanacak. İkincisi de, bir dağcı bir dağda kaza geçirirse, ona sadece diğer dağcılar yardım edebilir. Bu iki öngörüye bağlı gelecekte artma olasılığı bulunan sorunlarımız olacağı düşüncesi, doğal olarak çözümünü de beraberinde getirdi; örgütlenmek... Ateş düştüğü yeri yakar. Bu arkadaşlarımızın acısını, ailelerinden sonra en yoğun şekilde, onların acı sonunu kendileriyle özdeşleştirebilen dağcılar yaşadı. Başka acılar olmasın diye, daha doğrusu olası acıları azaltmak için biraraya gelmeye ve örgütlenmeye karar verdiler. AKUT bir sezgidir, bir öngörüdür, bir ders çıkartmadır, geleceği bugünden hissetmektir... Bir musibet bin nasihatten iyidir derler. İki genç kardeşimizin kaybı, bizim üzerimizde bu etkiyi yaptı ve gözümüzü açtı, ufkun ötesini görmemizi sağladı. Türk dağcılarının bir bölümünün 1994 yılında yaşadığı aydınlanmayı, Türk toplumunun içselleştirebilmesi için, yüzyılın en büyük doğal afetlerinden biri olan Gölcük Depremi’nin yaşanması ve neredeyse 18.000 vatandaşımızın ölmesi gerekecekti. Ama bu bile uzun sürmedi ve planlı, bilinçli kirli bilgi çalışmalarıyla bu kuvvetli çıkış bile yok edildi. İlerleyen bölümlerde ne demek istediğimi daha açık olarak anlatacağım. Dağcıların şöyle bir özelliği vardı o yıllarda. Hemen tamamı ya üniversite öğrencisiydi, ya da üniversite mezunu. Dağcılığın yanı sıra tiyatro, edebiyat, felsefe, sanat, fotoğraf ve benzeri ilgi alanlarına da sahiptiler. Bu da onları son derece aydın, nitelikli ve sorumluluk duygusu gelişmiş insanlar yapardı. O günlerin aktif dağcı ve doğa sporcusu kuşaklarının içinde bu yönleri kuvvetli çok insan vardı. Hayatımın en şanslı fırsatlarından biri; üniversite eğitimim için Ankara’ya gittiğimde, daha 20 yaşında toy ama son derece atılgan bir delikanlıyken, benden yaşça ve deneyimce büyük, hem doğa sporu hem de tiyatro, edebiyat, şiir, felsefe gibi konularla da ilgilenen son derece nitelikli bir grubun içine girmiş olmamdı. O günleri ve o insanları her zaman büyük bir minnetle anarım. Dağlara, doğaya gitmek için sürekli ülkenin dört bir yanını dolaştığımız için, ülke içinde farklı coğrafyalara sıklıkla seyahat eden ve buralardaki eksikleri, sıkıntıları, farklılıkları gözlemleyen ve bunlar için üzülen, endişe eden ve bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen insanlardık. Başlangıçta AKUT’un en büyük gücü, hemen hepsi üniversite mezunu veya öğrencisi olan sporcu disiplinine sahip, dinamik, eğitimli, kültürlü, takım çalışmasına yatkın, doğa koşullarında kendi başının çaresine bakmayı bilen, liderlik vasıfları olan ve geleneksel Türk fedakârlığının en has şeklini ruhunda taşıyan aydın gençlerdi. O günlerin heyecanı, içimizdeki coşku, eksikliğini gördüğümüz bir konuda ülkemiz için birlikte bir şeyler yapabilme düşüncesi bizleri bir çatı altında bir araya getirdi. İlk zamanlar vakıf mı dernek mi kuralım diye çok tartıştık ama vakıf kurmak için gerekli maddi imkânlar yoktu elimizde. O nedenle dernekte karar kıldık ve kolları sıvadık. Ülkemizde giderek ihtiyacı daha fazla hissedilen arama kurtarma konusunda faaliyet gösterecek uzman bir ekibin gönüllülük prensibinden yola çıkarak bir dernek çatısı altında bir araya gelme çalışmaları sürerken, 1995 yılı Aralık ayında Uludağ Keşiştepe’de yapılan bir arama kurtarma operasyonunda ilk defa AKUT adını kullanarak yer aldık. 1996 yılını yaşarken üye sayısını 20’ye yükselttik ve 14 Mart’ta da AKUT Arama Kurtarma Derneği’ni resmen kurduk. Nur topu gibi, gürbüz, sağlıklı ve geleceğe umutla bakan bir bebeğimiz olmuştu. Onu o kadar çok sevdik ve benimsedik ki, ilerleyen yıllarda hayatımızın birinci önceliğini hep AKUT oluşturacaktı. AKUT, bizim koşulsuz vatan ve insan sevgimizdi... Kuruluşumuzda bile görev tanımımızı sadece dağ ve doğa sporları ile sınırlandırmadık. Madem kendi başının çaresine bakabilen bir ekibiz ve ilk yardım, arama ve kurtarma gibi eğitimlerimiz var; ihtiyaç halinde deprem, sel gibi doğal afetlerde de gider gönüllü olarak çalışırız dedik. AKUT’un bu dönemde attığı en önemli adım da bu olmuştu. Tüzüğümüzde de belirttiğimiz gibi, yalnızca dağda değil, tüm doğa sporlarında ve ihtiyaç duyulduğu taktirde deprem, sel gibi doğal afetlerde de arama kurtarma yapmayı hedeflemiştik. Çünkü arama-kurtarma konusunda bilgimizi ve kültürümüzü artırmaya çalışırken, coğrafi olarak bakıldığında ülkemizin % 92’sinin, nüfus olarak bakıldığında ise % 98’inin deprem riski ile iç içe yaşadığını öğrenmiştik. Sorumluluk ve ilgi alanımız yalnızca çok sevdiğimiz dağlar değil, bir anda bütün Türkiye ve bütün Türk halkı oldu. Gün gelecek imkânlarımız ölçüsünde bütün dünya ve bütün dünya halkları da olacaktı. Yaptığımız gönüllü kurtarmalarla yavaş yavaş adımız da duyulmaya başlandı. (Ek: 9) AKUT’u kurarken elbette ki 17 Ağustos Depremi gibi bir afeti öngörmemiştik ama karşılaştığımız sıkıntı ne olursa olsun; ülkemizin ihtiyacı olursa, gider elimizden geleni yaparız diye düşünmüştük. Ancak daha sonra, Sevgili İskender’in (IĞDIR) Kandilli Rasathanesi’nde ayarladığı seminerde; Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara bize, İstanbul’da beklenen depremden bahsetmiş, büyük bir depreme hazır olmamız gerektiğini söylemiş ve çalışmalarımızı hızlandırmamızı istemişti. Türkiye’nin genelinin aksine, biz Işıkara hocayı çok ciddiye almıştık. Bu uyarı bizi hem sarsmış hem korkutmuştu. Bunun üzerine çalışmalarımızı hızlandırdık, deprem ve enkaz konularına daha büyük bir ciddiyetle eğilmeye başladık. Çevremize de bu konuda daha 1998 yılında uyarılarımızı yapmaya başlamıştık. O günlerde de bugün olduğu gibi sıklıkla okullara seminerlere gidiyorduk. 18 Aralık 1998 tarihinde bölgesel bir gazete olan Yenilikçi Vitrin gazetesinde; Yavuz Selim İlköğretim Okulu’nda öğrencilere verdiğim seminerle ilgili çıkan haberde şunları söylemiştim; “İstanbul’da 7 şiddetinde bir deprem bekliyoruz. Ne zaman olacağını bilemiyoruz. Ancak böyle bir deprem olacağı yapılan araştırmalarımız sonucunda kesinleşmiş durumdadır. Bundan sonra hasarı en az kayıpla kapatmak için çok acil tedbirler almamız gerekiyor. Çalışmalarımız yetkilileri bu konuda bilgilendirmek yönündedir.” (Ek: 10) Bu haberden sonra Yavuz Selim İlköğretim Okulu müdürünün, halkı korkutmak, paniğe sevketmek gibi bir gerekçeyle ifadesi alındı. Gelecekteki olası bir tehlikeye karşı halkımızı uyarmak ve gerçekleri savunmak, statükocu bazı dar görüşlüler tarafından halkı korkutmak olarak anlaşıldığı için biz ne önlem almayı, ne koruma kültürünü, ne risk yönetimini, bunca yaşanan acıya ve sıkıntıya rağmen bugün bile doğru dürüst yapamıyoruz. 1998 yılında bu tür acı gerçekleri dile getirenleri sıkıştırmak sıradan bir olaydı. AKUT’un misyon cümlesi şudur; “Dağ ve doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, deprem, sel gibi doğal afetlerde ve büyük kazalarda, tamamen gönüllü olarak, amatör bir çalışma ve profesyonel bir yaklaşım ile, başı dertte olan kişilere en kısa sürede ulaşmak, yardım için gereken en uygun koşulları yaratmak, doğru arama ve kurtarma çalışması yaparak, kazazedelere temel ilkyardım desteğini sağladıktan sonra emniyetli ortam koşullarına nakillerini sağlamak ve bu tür olaylarda can kaybını en aza indirmek ve arama kurtarma konularında toplumu bilgilendirmek derneğimizin temel amacıdır.” AKUT’un bu misyonunu yerine getirirken uyacağını taahhüt ettiği değerleri de şunlardır; Gönüllülük Karşılıksız Yardımseverlik İnsan Hayatına Değer Vermek Dürüstlük Güvenilirlik Bugüne dek yaptığımız her şeyin özü yukarıdaki paragrafta ve değerlerde gizlidir. Bunlardan en küçük bir sapmaya bile bugüne dek hiçbir zaman izin vermedik ve vermeyeceğiz. AKUT, bizim bu vatana borcumuzdur... AKUT’un idari yapılanmasını 5 kişilik bir Yönetim Kurulu üzerine inşa ettik ama kararlarımızı her zaman 22 kişiden oluşan bir karar grubu ile aldık. Ne zamanki büyük deprem yaşandı dernek büyümeye başladı, o zaman idari yapımızı da ona göre yeniden yapılandırdık. Bir yandan da arama kurtarma anında devreye girmek üzere operasyonel olarak daha farklı, hiyerarşi üçgeni dar, yetki ve sorumlulukların net olarak tanımlandığı disiplinli, acil durumlarda dar bir kadro ile çabuk karar alabilen ve aldığı kararları çabuk uygulayabilen bir örgütlenme biçimi tercih ettik. Bunun da ilerleyen süreçte çok faydasını gördük. Her zaman nitelikli insanlara yetki ve sorumluluk verdik. Bugün bile AKUT’un en büyük gücü o günlerden kalan bu anlayıştır. Bu konuda en büyük avantajımız, kişisel inisiyatif kullanma konusunda cesur ve kararlı, sorumluluk almaktan çekinmeyen ve riske girmekten korkmayan takım liderlerine sahip olmamızdı. Dağcılığın bize kazandırdığı takım çalışması, kontrollü riske girme ve inisiyatif kullanma yeteneği, arama-kurtarma gibi son derece kritik karar mekanizmalarının tereddütsüz ve çok hızlı devreye sokulup, alınan kararların sonuna kadar takipçiliğinin yapılması, değişen koşullara süratle ayak uydurulması gereken bir ortamda başarı grafiğimizi hızla yükseltmişti. Lider odaklı kurum olmayı ve liderlik mekanizmasını her zaman büyük bir verimlilikle kullandık. Her zaman insana inandık, insana yatırım yaptık ve sadece nitelikli, sorumluluk duygusu gelişmiş, empati yapabilen, çalışkan insanları aramıza aldık. Bu kitabın altıncı bölümünde AKUT gönüllülerinin kendi ağızlarından neden burada olduklarıyla ilgili duygu ve düşüncelerini sizlerle paylaşacağım. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. AKUT, aydınlanma sürecimizin başlangıcıdır... Türkiye’de kimse depremden bahsetmezken, biz 1997 yılı Ocak ayında ilk deprem eğitimimizi almıştık, Haziran ayında ise ilk sel eğitimimize başlamıştık. 1998 yılında Eyüp Belediyesi’nin yıkım kararı aldığı bir binanın içine belirli yerlere plastik mankenler, ev eşyaları ve okul sıraları yerleştirip, ondan sonra yıkılmasını sağlamış ve enkaz altında insanlar nerelerde sağ kalabiliyorlar ve enkaza nasıl müdahale ediliyor konularında çalışmalar yapmıştık. AKUT böylece, gerektiğinde doğal afetlerde de ilgili resmi kurumlara yardımcı olabilir hale gelmişti. Kuruluşumuzdan hemen sonra insan kaynakları açılımımızı da yalnız dağcılara değil, AKUT’un tüzüğünü kabul eden ve bir beklenti ya da çıkar düşünmeksizin insan hayatı kurtarmak için çalışmak isteyen herkese yapmıştık. Yine de disiplinleri, ataklıkları, sağduyulu karar alabilme yetenekleri ve riskli sporlarla uğraşan insanlara özgü liderlik ve kritik süreçlerde karar verebilme becerileriyle, dağcıların görevi daha uzun yıllar AKUT’un lokomotifi olarak devam edecekti. Katıldığımız arama ve kurtarma operasyonları, gönüllülerimizi geliştiren eğitimler, organizasyon ve tanıtım çalışmaları, ilgili kurum ve kuruluşlarla yapılan protokol ve anlaşmalar, sponsor araştırmaları sürerken, yaklaşık 90 üyeyle, Haziran 1998 tarihinde Adana-Ceyhan Depremi’ni yaşadık. 14 kişilik AKUT ekibi, 28 kişinin enkaz altında kaldığı bir apartmanda sıra ile 5 gün çalıştı. 2 yaşamın kurtarılmasını sağladı ve bu olay AKUT’u gazete manşetlerine taşıdı. Başardığımız işten ve kurtardığımız canlardan çok ama çok büyük bir gurur duymuştuk. Onca emeğin karşılığını enkazın altından kurtardığımız iki canla almıştık. Onca eğitimin, emeğin karşılığını enkazın altından kurtardığımız iki canla almıştık. (Ek: 11) Çok ama çok mutluyduk... O günlerdeki duygularımı “AKUT gerçekte ne ifade ediyor” başlıklı makalemde şöyle dile getirmiştim; “1996 yılında, dağcı arkadaşlar biraraya gelerek, AKUT’u, Arama Kurtarma Derneğini kurduk. Üç yıl boyunca, pek çok dağ kazasında, kaybolma olayında, sellerde, depremlerde tamamen gönüllülük ilkesiyle çalışan ekibimizle, zor durumdaki insanlara yardıma çalıştık, bazılarının hayatını kurtardık. Başkalarının hayatı için kendi sağlığını ve hayatını hiçbir karşılık beklemeden tehlikeye atan bir grup gencin bu özverili çabaları, kısa sürede, birkaç kişinin hayatını kurtarmaktan çok daha öte bir sonuca ulaştı. İnsanlara; böyle bir hareketin ne kadar önemli ve değerli olduğunu ve aslında hepimizin bu toprakları hatta bu dünyayı paylaştığımız diğer insanlara, daha da geniş görebilirsek bütün canlılara karşı bir sorumluluk taşıdığını, taşıması gerektiğini gösterdi. Büyük Çinli bilge Konfiçyüs, dostluk-sevgi anlamına gelen, “jen” diye tanımladığı ve insanın en önemli iki erdeminden biri olarak gördüğü kavramla, “insanın insana iyilikçi ilgisinden” bahseder. Ancak bu ilgiyi, bu sorumluluğu hissedersek ve gereklerini yerine getirebilirsek, önce yakın çevremizde ve kendi toplumumuzda, sonra da bütün insanlık içinde, sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirebiliriz. Böylece, kendimizden sonraki kuşakların daha sağlıklı, daha huzurlu, daha mutlu olmasını sağlayabilir ve insanlığın daha ileriye gitmesine yardımcı olabiliriz. Shakespeare bir eserinde, dünyayı oyuncuların sürekli girip çıktığı bir sahneye benzetmiş. Bu sahnede ne kadar aktif bir rol oynayacağınızın seçimi tamamen size kalmış. Bakanlardan mı, yoksa yapanlardan mı olacaksınız? Bütün farklılık bu çok önemli seçimde gizlidir. Çoğunuz bilirsiniz, ünlü bir yazarın Meksika kıyılarında tatil yaparken başından geçen olayı. Yazar her sabah kaldığı yerin balkonundan, kıyıda koşup duran ve dans eder gibi hareketler yapan genç adamı izler ve ne yaptığını merak eder. Bir sabah onunla konuşmak için yanına gider. Genç adam, suların çekilmesinden dolayı kumda kalan on binlerce denizyıldızının arasında kumsal boyunca koşmakta ve onları denize atmaktadır. Yazar bu garip çabaya şaşırır, çünkü okyanus kumsalı çok uzundur ve kumda kalan denizyıldızları sayısızdır. Genç adama boşuna uğraştığını, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini söyler. Bunun üzerine genç, eğilir ve kumdan aldığı bir deniz yıldızını okyanusa geri atar ve “Onun için değiştirdim” der. 1932 Erzincan depreminde, otuz iki bin dokuz yüz atmış iki kişi öldü. PKK bugüne dek otuz bin kişiyi katletti. Türkiye’de geçen yıl dört bin sekiz yüz elli iki kişi trafik kazalarında can verdi. İstanbul’da geçtiğimiz yıl çıkan yangınlarda atmış iki kişi hayatını kaybetti. AKUT ve Sivil Savunma Birlikleri, Ceyhan’da iki kişinin hayatını kurtardı. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu ülkemizde, Sercan’ı ve Hatice öğretmeni büyük bir enkazın altından, ölümün kucağından çekip aldık. Ülkemizde binlerle ölçülen ölümlerin yanında, iki can nedir ki? İki can çok şeydir dostlar. İki can, insanın insana karşı en büyük sorumluluğudur. İki can, bireylerin isterlerse neler yapabileceklerinin bir göstergesidir. İki can, insanın isterse en umutsuz anda bile her şeyi değiştirebileceğinin kanıtıdır. Bizim, kumsaldaki bütün deniz yıldızlarını kurtarmak gibi bir ütopyamız yok. Biz de her şeyi değiştiremeyeceğimizi çok iyi biliyoruz ama Ceyhan’da iki küçük deniz yıldızı için değiştirdik. Haydi dostlar, bizi bekleyen daha çok deniz yıldızı var kumsalda, hepsine yetişemeyiz ama, hiç değilse bir avucunu daha denize geri atalım.” Adana-Ceyhan Depremi’ndeki başarılı ve özverili çalışmalarımız sonucunda rahmetli Başbakanımız Bülent Ecevit’in de destekleriyle 15 Ocak 1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla; AKUT, “Kamu Yararına Çalışan Dernek” oldu, (Ek: 12) ki bugün bile hâlâ arama kurtarma konularında bu statüye getirilmiş tek sivil toplum kuruluşu AKUT’tur. Çeşitli arama ve kurtarma operasyonları, yeni gönüllülerin alımı ve eğitimleri, yeniden yapılanma, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yapılan yeni protokol ve anlaşmalar, tanıtım faaliyetleri, sponsor araştırmaları sürerken bir gece sabaha karşı Gölcük Depremi meydana geldi. Anında felaket bölgesine koştuk. Yaklaşık 150 gönüllümüzle canla başla çalıştık. Türkiye’nin dört bir yanından gelen 1.000’in üzerinde gönüllü insanın çalışmasını organize ettik. 220 vatandaşımızın enkaz altından canlı çıkartılmasında görev aldık, sayısız cenazeyi ailelerine teslim ettik. Yurt içi ve yurt dışından gönderilen çok miktarda tıbbi malzeme ve diğer yardım malzemelerinin felaketzedelere doğrudan veya Kızılay, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kriz Masaları ile koordineli olarak ulaştırılmasını sağladık. Yaşanan felaketin büyüklüğü, çok geniş bir coğrafyanın ve büyük bir nüfusun etkilenmiş olması ve bu ölçekte bir depreme karşı enkaz arama ve kurtarma konularında çok çok az eğitimli insan olması, ki bütün Türkiye’de 110 kişi Sivil Savunma’dan, 100 kişi kadar da bizden vardı ve başka birçok yetersizlik nedeniyle, yaşanan sıkıntılar da o ölçüde büyüdü. Bütün bunlara rağmen, önceden yaptığı hazırlıklar ve en önemlisi felaket anında, o sürecin bütün korkunçluğuna ve acılarına rağmen insan hayatı kurtarmaya yönelik psikolojik olarak hazır olmanın verdiği güçle, AKUT başarılı ve inisiyatifli bir arama kurtarma örgütü örneği verdi. Kendi ölçeğinin çok üzerinde bir iş çıkardı, hatta hiç deneyimi olmamasına rağmen yardım dağıtımı çalışmalarını da Değirmendere’de kurduğu kamptan, burayı Donanma Komutanlığı yetkililerine teslim edinceye dek başarıyla koordine etti. Biz o kadar işi o günlerde nasıl becerdik, hâlâ şaşarım... (Ek: 13) 17 Ağustos 1999 öncesinde ülkemizde doğada meydana gelen kazalar ve doğal afetlerde arama kurtarma konusuna odaklanmış tek gönüllü ekip AKUT’tu. Ancak Gölcük Depremi’ni izleyen günlerde, yurdumuzun pek çok bölgesinde yüzlerce arama kurtarma grubu örgütlendi. Birçok ilimizde, ilçemizde özellikle afetlere yerel müdahale sağlamak amacıyla dernekler, mahalli ekipler kuruldu. Silahlı Kuvvetlerin ve kamu kuruluşlarının bu konudaki yeniden yapılanmalarına ek olarak, pek çok büyük fabrikanın, firmanın bünyesinde de benzeri şekilde ekipler oluşturuldu. Bütün Türkiye, depreme hazırlık konularında arama kurtarma, malzeme, lojistik ve eğitim konularında büyük çalışmalar gerçekleştirdi. Öyle ki, Türkiye’deki bütün kurumların AKUT’u örnek aldığı bu hareket bir nevi ulusal seferberliğe dönüştü ve başlangıçta son derece olumlu adımlar atıldı. (Ek: 14) Sonuçta AKUT, Türkiye’de köklü bir paradigma, zihin haritası değişiminin öncüsü oldu. Birçok sivil toplum örgütü ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının bakış açılarını, arama kurtarmaya yaklaşımlarını değiştirdi ve afet zararlarının azaltılması konularında da önlem alma, hazırlıklı olma ve korunma kültürü anlayışını gündeme getirdi. Arama kurtarmanın yanında, felaket öncesi ve sonrası ile ilgili toplumun yoğun bilinçlenme taleplerini karşılayacak çalışmalar başlattı. Yaşanan acının büyüklüğü ve AKUT’un gösterdiği, o güne dek sivil hayatta bu ölçekte bir eşi daha pek görülmemiş disiplini, ciddiyeti, bilimselliği ve özverisi ve en önemlisi bütün bunların karşılıksız yapılması, AKUT’a bir arama kurtarma derneği olarak öngördüğünden daha büyük bir misyon yükledi ve dernek bütün Türkiye’de tanınan ve örnek gösterilen bir sivil toplum örgütü oldu, birçok ödüle layık görüldü. (Ek: 15) AKUT; TESEV’in 1999 yılında Gölcük Depremi’nin ardından yaptığı kamuoyu araştırmasında; o günlerin duygularının ağırlığı nedeniyle halkımızın en çok güvendiği 1. kurum seçildi. Aynı anket 2000 yılında yapıldığında AKUT, Silahlı Kuvvetler’den sonra halkımızın en güvendiği 2. kurum olarak değerlendirildi. Toplumumuzun hemen tamamı, sivil toplumun bu gönüllü çalışmasını yürekten destekledi ve onurlandırdı. Milletimizin bize bu kadar yüksek bir güven duygusu ile sahip çıkması hayatımızın en büyük onurunu yaşattı bize. Gölcük Depremi’nin ardından gelen Yunanistan-Atina depremi ve bize onların yardım etmesi, onlara da bizim yardıma gitmemiz, onlarca yıldır çözülemeyen sorunların yaşandığı süreçte, uluslar arasında kardeşliğin ve barışın simgesi oldu. Zor günlerinde insanların dil, din, ırk, ulus farkı gözetmeksizin yan yana, omuz omuza çalışabildiğini gösterdi. Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopoulos’un AKUT ekibini resmi olarak kabul edip teşekkür etmesi, gazete manşetlerinden günlerce inmedi. AKUT Atina Depremi’nin ardından yine 1999 yılında Tayvan, 2001 yılında Hindistan, 2003 yılında İran ve 2005 yılında Pakistan depremlerindeki arama-kurtarma ve 2000 yılında Mozambik selindeki tıbbi destek çalışmalarıyla uluslararası süreçte geldiği konumu daha da geliştirdi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışmanlık Grubu - INSARAG’a kabul edilen AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun arama kurtarma ekipleri içinde, sıradışı çalışkanlığı ile enkaz arama kurtarma konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi. AKUT INSARAG ağı içerisinde, Avrupa - Afrika Bölümü’nde yer almakta olup, zaman zaman INSARAG’ın düzenlediği toplantı ve çalışmalara katılmaktadır. AKUT, Kasım 2003 tarihlerinde Kore’nin başkenti Seul’de ve Mart 2007’de Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen INSARAG Team Leader toplantılarına ve UN OCHA - INSARAG tüzük revizyon çalışma grubunun Şubat 2004 tarihinde Cenevre’de yapılan en son revizyon çalışmasına katılmıştır. Cenevre’deki toplantıda yapılan görev dağılımında, arama kurtarma operasyonlarında “etik” bölümünü yazmayı üstlenmiş ve bu görevi de en iyi şekilde tamamlamıştır. Bu ziyaretlerin dışında AKUT gönüllüleri eğitim, seminer ve bilgi alışverişi amacıyla da yabancı ekiplerle işbirliği içerisindedir. 2004 yılı Kasım ayında Belçika’da düzenlenen ve günümüz şartlarında hızla artan insani yardım ve terörle mücadele konularında yapılan NATO toplantısına, 18-22 Ocak 2005 tarihleri arasında Japonya’nın Kobe kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler “Dünya Afetleri Azaltma Konferansı”na, NATO ve GCSP (Geneva Centre for Security Policy) tarafından 7 - 8 Temmuz tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen “Sivil - Askeri İlişkilere Yeni Yaklaşımlar: Stratejiler ve Uygulamalar” başlıklı konferansa katılmıştır. Yunanistan’ın Patras şehrinde 23 Haziran-8 Temmuz 2007 tarihleri arasında gerçekleşen ve Yunan Kızılhaçı ve Alman Kızılhaçı tarafından ortaklaşa düzenlenen “I. Balkan Afet ve Kurtarma Yönetimi” eğitimine 5 gönüllüsü ile, 28 Ağustos - 1 Eylül 2007 tarihleri arasında Almanya’nın Bremen kentinde, Alman Sivil Savunma mekanizması olan THW’nin INSARAG standartlarında Uluslararası Ağır Arama Kurtarma Ekibi olarak sınıflandırılabilmek için yaptığı tatbikata davet üzerine gözlemci olarak iki gönüllüsü ile katılmıştır. AKUT sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da bilgi birikimi ve deneyimlerini paylaşmaya, zor durumda kalan insanlara fayda sağlayabileceği her yerde, imkânları elverdiği ölçüde operasyonlar düzenlemeye, faaliyet alanı ortak olan kurumlarla işbirliği içinde çalışmalarını yürütmeye devam etmektedir. Bugün AKUT 14 bölgede oluşturduğu ekipler ve 750 gönüllüsü ile, ki bu sayılar ileride daha da artacaktır, operasyonel gücünü ivedilikle harekete geçirecek uluslararası standartlarda deneyimi ve birikimiyle ülkemizin ilk ve en önde gelen gönüllü arama kurtarma grubudur. Bir yandan büyüyüp kendi insan kaynağını en verimli biçimde kullanmaya çalışırken, bir yandan da üzerine düşen sorumluluğun gereği olarak örnek projeleriyle toplumda bilinçli bireylerin artması için çaba göstermektedir. |
|
| | #3 |
| Alışmış TÜRK Gloksinya Blog Sitesi ![]() | Ce: AKUT - Arama Kurtarma Derneği AKUT BÜYÜYOR 1996 yılında İstanbul’da kurduğumuz AKUT’u, yıllar içerisinde son derece kontrollü ve dikkatli bir şekilde büyütmeye de özen gösterdik. Hatta pek örneğine de rastlayamayacağınız özgün bir model üzerinden yaptık bunu. AKUT; tamamen insan odaklı bir kurum olarak tasarlandı ve her seviyede liderlik modeliyle, lider odaklı bir kurum olarak büyüdü ve büyümeye de devam ediyor. Merkezden yüzlerce kilometre uzaklarda kurduğumuz ekiplerimizdeki liderlerimize sorumluluğuyla birlikte yüksek yetkiler de verdik ve merkezle operasyonel ekip arasındaki bürokrasiyi minimum olacak şekilde tasarladık. Öyle ki her bir ekip lideri, kendi bölgesinde, benim başkan olarak AKUT üzerinde sahip olduğum yetkilere eşdeğer bir yetkiyle donatıldı. Ülkemizin değişik bölgelerinde AKUT kurmak için bölge değil lider seçtik. Seçtiğimiz her lider de süreç içerisinde kişiliğiyle, vizyonuyla, çalışkanlığıyla ve cesaretiyle AKUT’un kendisi oldu. AKUT’u AKUT yapan liderlerimizin ortak bilinci ve ortak iradesidir. Bizimle aynı vizyonda ve aynı değerlere sahip ve bu gerçekten yoğun gönüllü çabanın altına girebilecek insanları titizlikle seçerek, ki ilk yıllar bu kişiler zaten bizim önceden tanıdığımız, birlikte hareket ettiğimiz arkadaşlarımızdı; onların yaşadıkları yerlerde başladık yeni AKUT ekiplerini kurmaya. Zaman içinde önce büyümek istediğimiz bölgeyi seçip, sonra o bölgede bize uygun insan aramaya başladık. Nitekim Karadeniz bölgesi açılımımız bu şekilde oldu. Bir ön araştırma ekibi yolladık Ordu, Rize, Giresun, Trabzon ve çevresine ve onun sonucunda da Giresun’da aradığımız niteliklerde liderimizi bulduk. Daha önceden beklettiğimiz Rize ve Trabzon’u da dahil edip süreci hızlandırdık. Ordu’daki arkadaşlarla da ilişkilerimizi yakın bir şekilde sürdürmeye karar verdik. Bazen de, 1999 Depremleri sonrasında kurulmuş nitelikli ekiplerle gücümüzü birleştirdik ve onları da AKUT ailesine dahil ettik. SAKAY ve 911’deki arkadaşlarla bu şekilde buluştuk. Bu birleşmedeki özverileri takdire şayandır. Aslında 1999 Gölcük Depremi’nden sonra AKUT’u kurmak için Türkiye’nin her yerinden sayısız çağrı almıştık, ama bizim modelimiz ne yazık ki bu tür kontrolsüz bir büyümeye uygun değildi. Lider odaklı kurum olmak ve bürokrasiyi minimuma indirmek sizi çok hızlandırıyor ama getirebileceği riskleri baştan çözmezseniz, süreç içerisinde başınız çok ağrıyabilir. Bu konuda en küçük bir hatayı bile telafi edemeyeceğimizi düşündüğümüz için, bu tür bir riski hiçbir zaman almadık ve alamayız. Çünkü bizim görevimizde hata ölümle bile sonuçlanabilir, bu nedenle AKUT’u büyütme işini bir-iki yıl erteledik. 1999 Gölcük Depremi sonrasında ve 2000 yılında öylesine yoğun bir ilgi oldu ki AKUT’a, o yıllarda üye alımını bile durdurmuştuk. Hatta bu yaklaşımımız AKUT’a katılmak isteyen insanları o günlerde belki de biraz gücendirmişti. Bizi mazur görsünler; ancak 150 kişilik bir derneğe binlerce kişinin birden girmeye çalışması, bizim o günkü yapımızla yönetemeyeceğimiz bir süreçti. Bu nedenle bu tür bir yükün altına girmedik, ancak ilerleyen yıllarda nasıl bir modelle büyüyebileceğimizin, büyümemizin doğru olacağı da yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Gölcük Depremi yaşandığında AKUT’un sadece iki ekibi vardı; merkez olarak İstanbul ve Türkiye’nin en güçlü dağcılarından biri olan Yılmaz Sevgül’ün liderliğinde ilk kurduğumuz dış ekip olarak Antalya. Gölcük Depremi’nde bu iki ekip birlikte çalışmıştık. Arkasından her yıl ekip sayımızı artırmaya başladık. 2000 yılında Hakan Korkut’la Ankara, 2001 yılında Tolga Gözüm’le Marmaris, 2002 yılında Veysel Aksoy’la Bingöl, 2003 yılında Erdem Akın’la ve şu anda da Recep Şalcı’yla devam eden Kocaeli, 2004 yılında Metin Yılmaz’la Olympos, 2005 yılında Nedim Urcan’la Niğde, 2006 yılında da Aziz Doğan’la Bursa ve Ömer Karaca’yla İzmir’de ve 2007 yılında da Dr. Cengiz Cindemir’le Giresun, Ragıp Pirselimoğlu’yla Trabzon, Güçlü Uzunalioğlu’yla Rize ve Nurettin Özcan’la da Kayseri ekiplerimizi kurduk ve bugün için 14 bölgede aktif olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Arada bazı uzun soluklu projelerimiz olduğunda bölgesel ve geçici ekipler kurmayı da ihmal etmiyoruz. Sonuçta başka bir proje için bile gitmiş olsak, gittiğimiz yerde acil durumlara müdahale edebilecek altyapımızı ve lojistiğimizi de beraberimizde götürüyoruz. Büyüme politikalarımızdaki bu gözle görülür hızlanmayı, AKUT’un “Küresel Isınma” ve yaratacağı tehditleri çok ciddiye alması olarak da okuyabilirsiniz. Ayrıca Küresel Isınma konusunda kendi içimizde bir eğitim ve araştırma komitesi de oluşturduk. Kitabın sonlarında bu konuya bir kez daha değineceğim. Çok dikkatli ve kontrollü büyüme stratejimizle sağlıklı bir şekilde bugünlere geldik. Bu süreçte de nazar değmesin ama hiçbir arama kurtarma görevinde bizden kaynaklanan bir kaza yaşamadık ve yaşatmadık. Sadece ikisi operasyondan, biri de yine AKUT’la ilgili bir etkinlikten yorgun argın dönerken, Antalya’da, Bingöl’de ve Kocaeli’de olmak üzere üç ciddi trafik kazası yaşadık ama Allah korudu, ciddi yaralanmalara rağmen kimse ölmedi. AKUT’taki herkesin en büyük korkusu, bizden birinin bir gün, bir arama kurtarma görevi sırasında bir kaza yaşamasıdır; bu tür bir durumun yaşanmaması için alabileceğimiz bütün önlemleri alıyoruz, almaya gayret ediyoruz. İnşallah bu hiçbir zaman olmayacak... Üzerlerinde AKUT kıyafetiyle, eğitimlerini almış gencecik delikanlıları, kızları karda, kışta, yağmurda, çamurda, gece gündüz demeden sellere, dağlara, depremlere, memleketin ücra bir köşesinde başı dertte olan insanlarımızın yardımına yollamanın ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu bilemiyorum sizlere hissettirebiliyor muyum. Bu yiğit çocukları her göreve uğurladığımızda arkalarından gizli gizli dua ettik; sağ salim gidip, sağ salim dönmeleri için. Lütfen sizler de dualarınızı bizden eksik etmeyin... Yardıma muhtaç olana her zaman elini uzatan AKUT, imkânlarını ve deneyimini, devletimizin yönlendirmesiyle gerektiğinde yabancı ülke topraklarında da kullandı. Göğsümüzde Türk bayrağı, yabancı arama/kurtarma ekiplerinin arasında ülkemizi temsil etmenin bilinciyle, coşku ve heyecan içinde dünyanın büyük afetlerinde görev aldık. Atina Depremi’nin (Ek: 16) ardından süratle bölgeye giden AKUT ekibini, kurtarma çalışmaları sonrasında Yunanistan Cumhurbaşkanı resmi olarak kabul etti ve teşekkürlerini iletti. Tayvan Depremi’nde (Ek: 17) yine Türk insanının yardımseverliğini ve fedakârlığını bütün dünyaya gösterdi ve Hindistan Depremi’nde (Ek: 18) yaptığı başarılı kurtarmalar o günlerde dünya kamuoyunda yer aldı. Mozambik Seli (Ek: 19) sonrasındaki çalışmalara 3 uzman hekim ve büyük bir tıbbi malzeme ile destek veren AKUT, imkânları elverdiği ölçüde İran (Ek: 20) ve Pakistan depremlerinde (Ek: 21) yine üzerine düşeni eksiksiz yerine getirdi. Bir grup dağcının öncülüğünde kurulan AKUT, 1996 yılından bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerin neredeyse tamamında öncü ve lider bir kurum olarak çalıştı. Türkiye’de gönüllü olarak doğal afetlerde arama ve kurtarma yapan ilk ekip oldu; bu görevi yurtdışında da gerçekleştiren ülkemizden çıkan ilk gönüllü ekip oldu; afetler ve arama-kurtarma konularında topluma kapsamlı eğitimler veren ilk gönüllü ekip oldu; Bakanlar Kurulu kararıyla, bu alanda “kamu yararına çalışan” belgesi alan ilk dernek oldu ve halen de tektir; Akdeniz Bölgesi’ndeki arazi yapısını, yoğun turizm potansiyelini ve bunların getirdiği riskleri fark edip, bu yönde yaşanan kazalarda bölgedeki 3 ekibi ile (Antalya, Olympos, Marmaris) örgütlü müdahale yapan ilk ekip oldu; Doğu’nun ağır kış koşullarının kapadığı yollarda, o güne dek alışılmışın dışında olarak kar üstü araçlarla köylerden yaralı ve hasta ulaşımını sağlayan ilk ekibi Bingöl’de kurdu; bugüne dek ülkenin dört bir yanında binlerce seminer verdi ve 100.000’lerce insana ulaştı, binlerce kişiye ve resmi, özel, sivil ve askeri kurumlara arama ve kurtarma eğitimleri verdi, bilinçlendirme çalışmaları yaptı. (Ek: 22) İstanbul, Ankara, Antalya, Marmaris, Bingöl, Kocaeli, Niğde, Olympos, Bursa, İzmir, Rize, Trabzon, Giresun ve Kayseri’de oluşturduğumuz yurt sathına yayılmış toplam 14 gönüllü ekibimizle, 2007 yılı Eylül ayına dek 383 arama ve kurtarma operasyonu gerçekleştirdik. 383 kere, hayatımızda hiç görmediğimiz ve bir daha da hiç görmeyeceğimiz insanların hayatı için kendimizi gönüllü olarak tehlikeye attık ve 700’den fazla insanın hayatının kurtarılmasını ve/veya içinde bulundukları zor durumdan alınıp normal yaşam koşullarına nakledilmesini; bazen de son bir görev olarak, pek çok acılı ailenin sevdiklerinin cenazelerine kavuşmasını sağladık; hep gönüllü olarak. Zaten sizlerin bize bu kadar içten bir sevgi ve güven duymanızın asıl sebebi de, bu karşılıksız yardım anlayışımız, gönüllüğümüz ve sorumluluk duygumuz oldu. Biz sizi koşulsuz sevdik, siz bize yüreğinizi açtınız; biz size karşılıksız hizmet ettik, siz bize sahip çıktınız. AKUT’u kuranlar nasıl dağcılarsa, var edenler de sizler oldunuz... |
|
| | #4 |
| Alışmış TÜRK Gloksinya Blog Sitesi ![]() | Ce: AKUT - Arama Kurtarma Derneği AKUT ÇALIŞIYOR Bizim anladığımız anlamda AKUT, yaşadığımız topraklara ve bu toprağın yüce ruhlu insanına karşı bir görev bilinci ve sorumluluğudur. AKUT’un son derece net tanımlı bir varlık sebebi, çalışma anlayışı ve özdeğerleri vardır ve görev süreçlerini de bu ilkeler çerçevesinde gönüllüleri eliyle yürütür. AKUT derneği aslında bir şemsiye organizasyondur, ancak AKUT ruhu ve anlayışı gönüllüleri eliyle yaşayan, kendini sürekli geliştiren ve büyüyen, yeni beliren ihtiyaçlara ve imkânlara göre kendisini yeniden konumlandıran, sürekli bir dinamizmi olan, her hücresinde kendi içinde inisiyatif kullanabilen canlı bir organizasyondur. Aslında AKUT’u sıradışı kılan, benzerlerinden ayıran ve başarılı yapan da bu tercihtir. Öncülük, yol açıcılık, ufuk açıcılık ve liderlik ruhumuz; sorumluluk anlayışımız, yurt ve insan sevgimizle birleşince başka pek çok projeye de imza attık ve atmaya da devam ediyoruz. Son derece çalışkan, nitelikli, fedakâr ve gönüllü insan gücümüze dayanarak, yıllar içerisinde asli görevimiz olan arama ve kurtarma konularına ilave olmak üzere ülkemizde eksikliğini gördüğümüz pek çok farklı konuda da projeler gerçekleştirdik. Hatta 10. yılımızı kutladığımız 2006 yılında kullandığımız slogan şuydu; “AKUT 10 YAŞINDA VE BU SADECE BİR BAŞLANGIÇ.” Kitabımın bu bölümünde sizlere AKUT’un gerçekleştirdiği, ancak medyamızın malum magazin ağırlıklı tutumu nedeniyle kamuoyu ile yeteri kadar paylaşamadığımızı düşündüğümüz sosyal fayda amaçlı özgün projelerimizden bir kesit sunmak istiyorum. Son derece çalışkan, fedakâr ve gönüllü insan gücümüze dayanarak, yıllar içerisinde asli görevimiz olan arama ve kurtarma konularına ilave olmak üzere ülkemizde eksikliğini gördüğümüz pek çok farklı konuda da projeler gerçekleştirdik. Bu gücü ve yetkiyi de tüzüğümüzde bulunan AKUT’un amacını ifade eden 3. maddemizden alıyoruz. Önce AKUT’un tüzüğünün 3. Maddesi’ndeki bize bu yetkiyi veren bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum; ... Ayrıca Anayasamızda tanımlanmış bütün özellikleri, kavramları ve değerleri korumak ve kollamak, Devletin temel amaç ve görevlerine yardımcı olmak, yürürlükte olan kanunlarla belirlenmiş ve koruma altına alınmış konulara destek vermek amacıyla, Türkiye’nin en etkin ve güçlü sivil toplum örgütlerinden biri olma sorumluluğu ve bilinci ile asıl konusu olan arama ve kurtarma çalışmalarının yanı sıra ülkemizde boşluğunu, eksikliğini ve yanlışlığını gördüğü, tarih, kültür, eğitim, sağlık, çevre ve doğa gibi sosyal, kültürel ve toplumsal konularda; toplantı, sempozyum, söyleşi, yürüyüş, etkinlik, imza kampanyaları, kitap, broşür ve benzeri yayın hazırlama ve toplama kampanyaları, kamuoyu oluşturma, toplum bilinçlendirme ve benzeri çalışmalar yapmaktır. ... Şimdi de bu projelerden bazı örnekler vermek istiyorum; GENÇ AKUT GÖNÜLLÜSÜ PROJESİ - 2002’den bu yana (Ek: 23) 9-12 yaş grubundaki kardeşlerimize, “AKUT RUHU” sembolüyle tanımladığımız değerlerin kazandırılması ve çocukların karakter gelişimlerinin, bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor davranışlarının, uzman eğitmenler tarafından hazırlanan kurs programları ile geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu proje kapsamı içindeki gençlerin; gönüllülük nosyonuna sahip, kendine güvenen, sorumluluk duygusu taşıyan, inisiyatif kullanabilen, problem çözme yeteneği olan, kararlı ve cesur, çevre bilincine ve kültürüne sahip, acil durumlarda neler yapması gerektiğini bilen; kısacası, ATATÜRK’ün Türk Gençliği’nden beklediği güçlü ve ülkesine faydalı olacak şekilde yetişmiş sağlam karakter özelliklerine sahip, geleceğin güçlü Türkiye’sini taşıyacak bireyleri olmaları hedeflenmektedir. Söz konusu proje tasarım ve uygulama olarak uzman bir kadro tarafından hazırlanmıştır, haftasonları yürütülen çalışmaları AKUT Gönüllüleri yürütmektedirler. KAR ÜSTÜ ARAÇLARIYLA HASTA NAKLİ PROJESİ / BİNGÖL - 2003 (Ek: 24) Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde kış mevsiminin yarattığı ağır koşullar, bu yörelerimizde yaşayan halkımızın yaşam kalitesini son derece olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Yoğun kar yağışı nedeniyle, kırsal alandaki pek çok yerleşim yeriyle merkez arasındaki yollar bazen aylar boyunca tamamen kapanmaktadır. Coğrafi yapı ve iklim şartlarının son derece elverişsiz olması nedeniyle, iş makineleri ve insan gücü kapanan yolları açmakta yetersiz kalmakta, yettiği durumlarda da maliyeti çok yüksek olmaktadır. Bu da, özellikle tam teşekküllü sağlık imkânlarından uzakta olan insanlarımız açısından, özellikle acil durumlarda ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. AKUT, elindeki imkânların bu tür zor koşullarda da halkımızın hizmetine sunulabileceğini öngörerek Bingöl’de bir pilot çalışma başlatmıştır. 10 Kasım 2002 tarihinde resmen faaliyetlerine başlayan AKUT Bingöl Ekibi, kış koşulları ne denli zor olursa olsun, elinde bulunan 2 adet kar motosikleti ile çağrı aldığı bölgeye derhal ulaşmakta ve yardıma ihtiyacı olan hamile, böbrek hastası, kaza geçirmiş veya yaralanmış vatandaşlarımızı bu araçlara bağlı sedyelere sabitleyerek merkezdeki sağlık kuruluşuna nakletmektedir. Son yıllarda özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde kar üstü araçların benzer amaçlarla kullanılmak üzere mülki idareler tarafından temin edilerek bölgede hizmete sokulması, AKUT’un öncülüğünün ve ufuk açıcılığının ne kadar etkili ve doğru olduğunu göstermektedir. Bizden önce bu tür çalışmalar çoğu zaman, bütün yolun kar küreme araçlarıyla açılarak çok maliyetli, zahmetli ve sadece o seferlik işe yarayabilen şekilde yapılıyordu. İkinci bir vakada bütün yolu tekrar açmak gerekiyordu. AKUT ANADOLU TIRI PROJESİ - 2004 (Ek: 25) “Bir nefes için...” adını verdiğimiz bu projede mobil eğitim sistemi ile vilayet makamları koordinasyonunda, doğal afet seminerleri düzenlenerek, hazırladığımız doğal afet kitabının dağıtılması, eğitim filminin izlenmesi ve dağıtımı ve fotoğraf sergisi açılmıştır. Ayrıca proje içerisinde bir ambulansla birlikte yurt genelinde solunum fonksiyon (KOAH, astım) testleri yapılmıştır. 8 Nisan-17 Ağustos 2004 tarihleri arasında, AstraZeneca ve TURKSPED sponsorluğunda gerçekleştirilen bu projede, özel donanımlı bir tır ve bir ambulansla birlikte 15.500 kilometre yol kat edilerek 81 ilimizin tamamı ziyaret edilmiş ve 1 milyondan fazla insanımıza ulaşılmış ve afetler hakkında bilinçlendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu proje sırasında ayrıca çok özel bir çalışma daha gerçekleştirildi; AKUT ANADOLU TIRI uzun yolculuğunu bitirdiğinde, milletimizin yürek dolu sevgisi, coşkusu, duası ve güveninin yanı sıra, bizler için kutsal bir emanet daha taşıyordu; 81 ilimizden teker teker özenle alınan, bir avuç vatan toprağı. Bu topraklar daha sonra özenle mermer bir haritaya yerleştirildi. Bu özgün toprak haritası; yaptıkları her çalışmayla Atalarına layık olma çabası içinde olan AKUT gönüllüleri tarafından, her karışı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış Türkiye’mizin 81 ilinden özenle alınan tertemiz vatan toprağıyla oluşturuldu. Anayasamızın 3. ve 4. maddelerinde koruma altına alınan; “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” maddesinde ifade edildiği şekliyle Vatan toprağının bölünmez bütünlüğüne olan koşulsuz bağlılığımızı ve kahraman dedelerimiz ve ninelerimiz gibi bu uğurda her türlü fedakârlığa hazır olduğumuzu ifade eden bir sembol olarak hazırlandı. AKUT ANADOLU’YLA ELELE PROJESİ - 2005’ten bu yana (Ek: 26) Farklı alanlardaki projelerimizden biri olarak sürdürdüğümüz; yurdumuzun özellikle sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda geri kalmış bölgelerinde, değişik vesilelerle tanıştığımız veya iletişim kurduğumuz ihtiyaç sahiplerine çeşitli yardım ve destek çalışmalarımızı, “AKUT ANADOLUYLA ELELE” adını verdiğimiz proje çerçevesinde son derece kapsamlı, geniş katılımlı ve organize olarak sürdürmekteyiz. Bizi neredeyse arama kurtarma çalışmaları kadar heyecanlandıran bu proje çerçevesinde, üretici firmaların yurt çapında ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak istedikleri kendi ürün portföylerindeki her türlü giyim, gıda, elektronik eşya, mobilya, araç, kırtasiye, okul malzemesi, kitap ve benzeri ürünleri AKUT aracılığıyla ulaştırıyoruz. Anadolu’muzun dört bir yanında yıllar içerisinde kurmuş olduğumuz sıcak ve güvenli ilişkilere dayanarak, gönüllülerimiz eliyle uzun zamandır sürdürdüğümüz aracılık görevimizi bu proje ile birlikte artık daha planlı olarak sürdürüyoruz. Bu çalışmalarımıza bu öğretim yılı başında önemli bir halka daha ekledik. Geçtiğimiz yıl okullar açılırken, Anadolu’nun değişik yerlerindeki 5000 öğrenci kardeşimize içi defter, kalem gibi kırtasiye malzemeleriyle hatta birer de klasik çocuk romanı ile dolu olarak okul çantası yolladık. Bu yıl dönem sonunda da bu kez 10.000 öğrenci kardeşimize okuma kültürünün yerleşmesi amacıyla yaz tatili armağanı olarak çocuk kitapları yolladık. Bir kalemi ikiye kırıp öğrencilerine verip ders yapabilen öğretmenlerimiz, yoksulluktan okula bile gidemeyen kardeşlerimiz var Anadolu’da; onları unutmak ülkeyi unutmaktır... Ulusal ve uluslararası üreticilerin ve hayırseverlerin derneğimize karşı duydukları güven ve teveccühle, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere derneğimize iletilen her türlü ürün; “AKUT ANADOLUYLA ELELE” projesi çerçevesinde değerlendirilmekte ve bütün yardım dağıtımı çalışmalarımız bu başlık altında toplanmaktadır. KERMAN EYALETİ AFET HAZIRLIK GELİŞTİRME PROJESİ - İRAN – 2005 2003 yılı sonunda gerçekleşen ve 30.000 kişinin yaşamını kaybettiği Kerman-Bam depreminin ardından, Kerman eyaletinin talebi ve ACT Netherlands’in desteği ile resmi ve sivil katılımcılara yönelik olarak; Mayıs 2005 tarihinde yapılan bir ön keşif çalışmasını takiben Eylül 2005 ile Nisan 2006 arasında aralıklı olarak üç fazda eğitimler düzenlenmiş ve tatbikatlar yapılmıştır. İlk fazda; arama kurtarma eğitmenliğinin koşulları ve arama kurtarma ile acil durum yönetimi konusundaki standartları inceleyen masa başı çalışmaları düzenlenmiştir. İkinci fazda Acil Durum Yönetimi ve Acil Durum Yönetim Merkezi yapılandırması eğitimi, Toplum Afet Müdahale Takımı eğitimi ve asistan ile eğitmen eğitimleri düzenlenmiştir. Üçüncü fazda ise eğitmenlere yönelik olarak, teknik arama kurtarma branşlarının farkındalık seviyesindeki eğitimleri düzenlenmiş ve yetiştirilen eğitmenlerin yeni katılımcılara verdikleri TAMT eğitimi denetlenmiştir. AKUT BTC BORU HATTI DESTEK PROJESİ - 2006’dan bu yana (Ek: 27) AKUT ve ADY firması, arazi koşulları ve kış koşullarındaki deneyimiyle Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının kullanımı süresince, kış aylarında hat boyunca görevli BOTAŞ ekiplerine destek veriyor. BOTAŞ’ın ilgili ekiplerine, AKUT tarafından “Hayatta Kalma” ve “Doğada İlkyardım” konularında eğitimler verildi. Ayrıca proje süresince arama - kurtarma çalışmaları ve acil durumlarda müdahale amacıyla hat boyunca ekiplerimiz hazır bulunuyor ve mühendislerin arazideki güvenliğinden sorumlu olarak çalışıyor. AKUT 1. ULUSLARARASI AFET SEMPOZYUMU - 2006 Kuruluşunun 10. yılı etkinlikleri çerçevesinde, Boğaziçi Üniversitesi’nin de desteği ile, 23 - 24 Mart 2006 tarihlerinde, Üniversite Kampüsü’nde AKUT “1. Uluslararası Afet Sempozyumu”nu gerçekleşmiştir. Sempozyumda, farklı disiplinlerden toplam 30 konuşmacı uzmanlık konuları çerçevesinde bilgi aktarmıştır. AKUT’un arama ve kurtarma konuları dışında destek verdiği kampanya ve projelerden bazılarını da sizlerle paylaşmak istiyorum. KAN BAĞIŞI KAMPANYALARI - 1996’dan bu yana Her AKUT gönüllüsü, başkalarına hayat vermeyi kendisine görev seçmiş bu asil çatının altına girerken, değerli kanlarını KIZILAY’a bağışlayarak aramıza katılır. Bu sembolün anlamı bizler için son derece açıktır; hayat kurtarmayı kendisine görev seçen, önce tertemiz kanıyla hayatların kurtarılmasına yardımcı olmaya başlar. Gönüllü adaylarımızın değerli kanları, onlar daha AKUT çatısı altına girmeden, uzaklarda bir yerlerde birilerine hayat olur, gönüllülerimiz de AKUT’un parçası, AKUT’un kendisi olurlar. AKUT gönüllüleri, AKUT’taki çalışmaları sırasında da acil kan ihtiyaçlarına sürekli olarak destek vermektedirler. DÜNYA BARIŞI İÇİN AĞRI DAĞINA EVEREST TIRMANICISI DAĞCILARLA BİRLİKTE TIRMANIŞ - 2001 AKUT’un Everest Dağı’na tırmanmış (1995 ALİ NASUH MAHRUKİ ve 2001 TUNÇ FINDIK) iki dağcısı ile birlikte, AKUT tarafından davet edilen Amerikalı, Kolombiyalı, Meksikalı ve Singapurlu dağcılar dünya barışı için Ağrı Dağı’na tırmandılar. O günlerde dünya dağcılık camiası bu sempatik projeye yoğun ilgi göstermiş ve gün gün gelişmeleri internet üzerinden takip etmişti. AĞRI DAĞI’NDA BY PASS’LI DAĞCILAR - 2003 (Ek: 28) Prof. Dr. Bingür Sönmez’in öncülüğünde gerçekleştirilen bu projenin temel amacı; Koroner By Pass ameliyatı geçiren hastaların, ameliyat sonrası süreçte kendilerini bakıma muhtaç, eksik, yarım, evlerinden çıkamaz durumda hissetmelerini önleyip, bir an önce, ameliyat sonrası süreçte doğal olarak yaşadıkları psikolojik bunalımdan kurtulmalarını sağlama konusunda bir mesaj vermekti. Koroner by pass ameliyatı geçiren kişilerin, beslenmelerine, egzersizlerine ve doktorlarının dediklerine dikkat ederlerse, ameliyat sonrası hayatlarını da, eskisi gibi hatta ameliyat öncesine göre eskisinden daha sağlıklı, dengeli ve kaliteli bir şekilde sürdürebileceklerini ve hem kendilerinin, hem çevrelerinin bundan, duygusal, sosyal ve ekonomik olarak büyük bir fayda sağlayabileceğini göstermek istedik. Söz konusu tırmanışta, by pass ameliyatı geçirmiş insanların Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı’na bile gidebilecekleri bir sembol olarak gösterilmiştir. ORGAN BAĞIŞI KAMPANYALARI - 2005’ten bu yana (Ek: 29) “YAŞARKEN DE, YAŞAMDAN SONRA DA HAYAT KURTARIYORUZ” adını verdiğimiz sloganla, AKUT gönüllüleri olarak “Organ Bağışı” kampanyalarına destek veriyoruz. AKUT gönüllüleri olarak, yaşarken olduğu gibi, bu güzel dünyadaki varlığımız sona erdikten sonra da, yaşamın kutsallığına hizmet etmek istiyoruz. Bizler yaşamın kutsallığına inanan bir geleneğin temsilcileriyiz. Dünya sizi şaşırtmasın, dışarıda ne görürseniz görün, doğrusu yaşamın kutsal olduğudur, yaşama hakkı da öyledir... Organ bağışı kampanyaları ne yazık ki değişik sebeplerle ülkemizde yeteri kadar duyurulamayan, desteklenemeyen konulardan biri. Oysa bir millet olmanın birinci sorumluluğu o millet arasındaki koşulsuz, art niyetsiz, karşılıklı güven, sevgi, saygı, anlayış ve destektir ve bunlardan kaynaklanan birarada yaşama arzusudur. Toplum kendi içdinamiklerini, diğerleri kadar şanslı olamayan, diğerlerinin imkânlarına sahip olamayan bireyleri de koruyacak, onlara sahip çıkacak şekilde kurgulamak zorundadır. Aksi halde milleti oluşturan unsurlar arasında sevgi, saygı, karşılıklı güven ve empati eksikliği yaşanır ki, uzun dönemde bu bölünmüşlüğün, güvensizliğin ve yabancılaşmanın etkileri son derece tehlikeli olabilir. Bu inanç ve düşünceyle, Türk Milleti’ni oluşturan 73 milyonluk nüfusumuzun kendi içindeki bağlarını kuvvetlendirebilmek için önemli bir sembol olabilecek organ bağışı kampanyalarına tüm yurttaşlarımızın destek vermesini istiyoruz. SOKAK KÖPEKLERİNİN REHABİLİTE EDİLMESİ, EĞİTİLMESİ VE KAZANDIRILMASI PROJESİ / Ankara - 2006 (Ek: 30) Çankaya Belediyesi’ne ait barınakta bulunan köpeklerin rehabilite edilmesi ve topluma kazandırılması amacıyla belediye tesisleri içinde 26 köpeklik bir barınak oluşturuldu. Eğitim ve rehabilitasyon merkezinin inşaatı devam ederken köpeklerle ilgilenecek insanlara teorik eğitim AKUT Ankara Ekibi operasyon merkezinde AKUT gönüllüleri tarafından verildi. Uygulama kısmı iki aşamadan oluşan bu projede; öncelikle insan eliyle travmaya uğrayan köpeklerin güveninin kazanılmasına yönelik çalışmalar yapıldı. Temel eğitim çerçevesinde köpeklerin kayışa ve tasmaya alıştırılması, şehir yaşantısında sahipleri ile rahatça gezebilmeleri için çeşitli komutların öğretilmesi gibi eğitimler verildi. İkinci aşamada ise sağlık kontrolleri yapılan ve rehabilite edilen köpekler sahiplendirildi. Böylelikle binlerce köpeğin bir arada tutulduğu barınaktan rehabilitasyon merkezine, oradan da köpek edinmek isteyenlere sahiplendirilme şeklinde bir döngü oluşturuldu. Aynı zamanda hedeflenen diğer bir konu ise terapi köpeği; yani çocuklar, yaşlılar veya engellilerle iletişim kurup pozitif algı yaratacak köpek yetiştirilmesiydi. Bu hedef doğrultusunda yapılan çalışmalarla yetiştirilen köpekler belediye tarafından yapılan organizasyonlarda kullanılmıştır. AKUT ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİ TOPLULUKLARI PROJESİ - 2006’dan bu yana Boğaziçi, İTÜ, Kocaeli, Uludağ, Ege, Akdeniz gibi pek çok üniversite ile işbirliği protokolü bulunan ve değişik projelerde birlikte çalışan AKUT, üniversite öğrencileri arasında gönüllülük, kan bağışı, organ bağışı ve toplum bilinçlendirme çalışmaları gibi konulara destek vererek, öğrencilerle birlikte oluşturduğu Uludağ Üniversitesi, Haliç Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve İzzet Baysal Üniversitesi AKUT Öğrenci Toplulukları ile hem üniversite içinde, hem de çevresinde çok çeşitli bilgi paylaşımı projeleri düzenlemektedir. Giderek yayılan AKUT Üniversite Öğrenci Toplulukları, okul içi ve çevresinde, AKUT’un arama ve kurtarma konuları haricinde faaliyetlerde bulunduğu sosyal fayda ağırlıklı projelerde çalışmalar yapmaktadır. Burada amaç üniversite öğrencilerinin enerjilerini ülkeye faydalı projelere yönlendirebilmek ve gençlerin yaratıcı beyinlerine, AKUT çatısı altında hayallerini gerçekleştirebilme fırsatı vermektir. KÜRESEL ISINMA’YA DİKKAT ÇEKMEK İÇİN AĞRI DAĞI KIŞ TIRMANIŞI - 2007 (Ek: 31) Çinli ve Türk dağcılardan oluşan 10 kişilik bir ekiple, dünyanın bugün için en büyük problemi olan “Küresel Isınma” konularına dikkat çekmek ve her bireyin, her kurumun, her devletin yapabileceği bir şeyler, alabileceği birtakım önlemler olduğu mesajını iletmek ve bu küresel sorunu, ancak küresel anlamda her birimiz üzerimize düşeni yaparsak daha az zararla atlatabiliriz düşüncesine dikkat çekmek için, 2007 yılı Şubat ayında Ağrı Dağı’na tırmandık. Bu tırmanışta sloganımız; “DÜNYAMIZI, EVRENDEKİ TEK EVİMİZİ KORUMALIYIZ” olarak seçilmiştir. Yukarıdaki örnekleri sizlerle paylaşmak istememin sebebi; kamuoyunda arama ve kurtarma, hatta daha da daraltarak deprem konularındaki çalışmalarıyla bilinen bir STK olarak aslında ülkemiz için, insanımız için ne kadar farklı konularda da proje üretmeye çalıştığımızı, kendimizi, sadece bu ülkenin birer vatandaşı olarak, ne kadar geniş bir alanda sorumlu hissettiğimizi gösterebilmek içindir. AKUT, kendisine görev olarak seçtiği acil durumlarda arama ve kurtarma çalışmalarını en iyi şekilde yerine getirmeye gayret eden ve bu şekilde vatanına, milletine bir nebze olsun hizmet etmenin getirdiği iç huzuru ile kendi yaşam doygunluğunu ve kalitesini yükselten gönüllülerden oluşan, tam anlamıyla insan odaklı bir kurumdur. AKUT aslında kendisini vareden gönüllülerinin kimliğinde, duygularında, söyleminde, eyleminde vücut bulan, yaşayan bir kurumdur. Bu canlılığı ve ruhu nedeniyle AKUT’un operasyonel ekiplerinin yöntemleri ve tercihleri de bulundukları coğrafyaya ve ihtiyaçlara göre farklılıklar gösterir. Bingöl ekibi ile Olympos ekibi veya Rize ekibi ile Marmaris ekibi yaşadıkları bölgenin ihtiyaçlarına, risklerine ve fiziksel şartlarına göre özgün olarak tasarlandıkları için çalışma biçimleri, kullandıkları araçlar ve sahip oldukları imkânlar itibariyle birbirlerinden farklılıklar gösterebilirler. Ancak ortak noktaları AKUT ruhunun en güçlü teması olan sorumluluk duygusu, karşılıksız yardım, gönüllülük, yaşamın kutsallığına inanç, Anadolu’lu olmanın getirdiği içsel değerler, vatan ve millet sevgisi ve büyük önder ATATÜRK’ün tam bağımsız, öncü, bilime dayalı, devrimci ruhudur. Bu yönüyle AKUT; üstlendiği arama ve kurtarma görevleri bir yana, aslında Türk Milleti’nin 12 Eylül 1980 sonrası süreçte yaşadığı-yaşamak zoruna bırakıldığı ve bir türlü kendisini kurtaramadığı kendi içindeki yabancılaşmaya ve bölünmüşlüğe tepkisidir de bir yandan. AKUT’u bir avuç dağcının kurması, bugün için bizlerin yürütmesi işin görünen kısmıdır. AKUT yabancılaşmaya ve bölünmüşlüğe karşı sonuna kadar direnme kararlılığında olan Türk Milleti’nin ortak bilincinin zamanı gelmiş özgün bir ürünüdür. Bizler sadece bugün için bu düşüncenin uygulayıcıları ve koruyucularıyız. Milletimize ait olanın emaneten bizde olduğunu bir an bile aklımızdan çıkartmadan çalışmalarımızı artırarak sürdüreceğiz. (Ek: 32) AKUT Türk Milleti’ne aittir... AKUT, 1999 Gölcük Depremi’nde, ülkedeki neredeyse bütün kurumların hazırlıksız yakalandığı bir dönemde bile ne yapması gerektiğini gayet iyi bilen, planlı ve organize bir şekilde gerçekleştirdiği kurtarma çalışmaları ve ülkenin dört bir yanından gelen büyük gönüllü gücünün ve yardımların koordinasyonundaki başarısı nedeniyle, sivil toplum örgütlerinin neler yapabileceğini bütün Türkiye’ye göstermiş oldu. Her şeyi devletten beklemeye alışmış bir toplumun içinden çıkan AKUT; iyi kurgulandıkları ve kendi konularında bilinçli bir şekilde çalıştıkları taktirde, sivil toplum örgütlerinin son derece tehlikeli ve zorlu konularda bile etkin ve başarılı olabileceğini ispat etti. Aslında konuyu incelerken hep 17 Ağustos 1999 sonrası kurulan arama kurtarma ekiplerinin sayısından bahsederiz; oysa AKUT sadece arama kurtarma konusunu değil, dinamik yapıları ve süratli karar mekanizmaları ile sivil toplum örgütlerinin ve sivil inisiyatif kullanmanın ne kadar etkin ve başarılı, daha doğrusu ne kadar gerekli olduğunu da bir kez daha göstermiş oldu. Bugün demokrasinin vazgeçilmezlerinden kabul edilen örgütlü bir sivil toplum ve sivil toplum kuruluşu söylemleri bile, geniş anlamıyla kamuoyunun bilincine Gölcük Depremi’nde AKUT’un yaptığı başarılı çalışmalar sonrasında girdi. AKUT’un yaptığı yüzlerce arama ve kurtarma çalışmasına ilave olarak, “Acil Durum Yönetimi” ve “Kurumsal Süreklilik” konularında kurumlara verdiği eğitim, denetleme ve danışmanlık hizmetleri ise, bugün geldiği yer itibariyle, ülkede bu alandaki önemli boşluğu ülkemizin özkaynakları ile doldurmaya katkı vermesi sebebiyle bir diğer önemli açılımıdır. Bugünün AKUT’u, bu yönde yaptığı ulusal ve uluslararası ölçekteki büyük ve prestijli projelerle geleceğin AKUT’unun nasıl olacağına dair de önemli sinyaller vermektedir. Yılların kurumsal birikimini, kendisini bu konularda geliştiren gönüllülerimizin enerjisi ve bilgisiyle, güncel gelişmeleri de takip ederek birleştirdik ve Türkiye’nin yeni öğrenmeye başladığı “Acil Durum Yönetimi” ve “Kurumsal Süreklilik” konularında son derece nitelikli projeler üreten yeni bir yapı kurduk AKUT içerisinde. Bu yöndeki bütün çalışmalarımızı da bu başlık altında topladık. Geçtiğimiz 2 yıl içerisinde, bu konularda AKUT’u tercih eden kurumlardan bazılarını aşağıda sizlere paylaşmak istiyorum. 1. İş Bankası Genel Müdürlüğü 2. Nike Türkiye 3. TYCO Medikal International 4. ÇMİŞ Çimento Muhtasilleri İşverenleri Sendikası (Tüm Türkiye Çimento Fabrikaları) 5. Reebook, Hey Tekstil 6. İTKİB Tekstil İhtalatçıları Birliği 7. TGSD Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği 8. Levi Strauss Çorlu Fabrikası 9. TNT Lojistik (Tüm Türkiye Operasyonları) 10. SCHOT-ORIM 11. Li & Fung 12. AQUACITY 13. STFA 14. CEMTAŞ 15. BTC BORU HATTI Projesi 16. Gama Nurol Boğaz Tüp Geçi? Projesi 17. ABANK 18. Shell Company 19. Bahçe?ehir Koleji 20. STATOIL 21. Fevziye Mektepleri IŞIK LİSESİ 22. TC Sağlık Bakanlığı UMKE - Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri 23. Yeşim Tekstil 24. Levi Strauss Vakfı 25. Alternatif Bank AŞ 26. Fark Turizm ve İşletmecilik AŞ 27. TAISEI Corporation 28. Hürkuş Havayolu Taşımacılık ve Tic. AŞ 29. Garanti Bilişim Teknolojisi ve Tic. AŞ 30. Gama Nurol 31. Modateks Konfeksiyon Tic. ve San. AŞ 32. İSO İstanbul Sanayi Odası 33. İTO İstanbul Ticaret Odası 34. Armada Hotels 35. ALTUYAB Turizmciler Birliği 36. Finans Invest 37. Tekfen AŞ 38. Arkas 39. Altınmarka 40. Perboya Bu anlamda bizim için en önemli olan konu, nasıl arama ve kurtarma konularında % 100 başarıyı hedeflediysek, aynı şekilde kurumlara verdiğimiz eğitim, denetleme ve danışmanlık hizmetlerimizde de % 100 müşteri memnuniyetini hedefledik ve yakaladık. Bunun en büyük göstergesi de, yukarıdaki listede gördüğünüz kurumların büyük çoğunluğuyla uzun soluklu bir işbirliği ve birbirini takip eden yeni açılımlar yapıyor olduğumuzdur. AKUT’u var eden oğullarınız, kızlarınız, kardeşleriniz olan bizler, nasıl enkazlardan, sellerden, çığlardan, dağ kazalarından bir can daha kurtarabilmek için, yüzlerce kez oradan oraya koştuysak ve çalıştıysak, yüce Devletimiz ve asil Milletimiz için, Vatanımız için de koşmaya, çalışmaya, hem de hiç durmamacasına, hiç yorulmamacasına koşmaya ve çalışmaya kararlıyız. Çünkü biliyoruz ki geçmişimiz, bugünümüz, geleceğimiz, kültürümüz, varlığımız, refahımız ve mutluluğumuz hepsi aynı yerde buluşuyor. Ya hepimiz kazanacağız, ya hep birlikte kaybedeceğiz. Türk Milleti kazanmak istiyor ve bunu herkesten çok hak ediyor. AKUT’un bütün çalışmalarında ve etkinliklerinde, yol göstericimiz her zaman Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmuştur. Henüz Harp Okulu sıralarında öğrenciyken; “Engellerden hiçbiri bilimden yararlanmayı önleyemez” diyen ATATÜRK, yıllar sonra bunu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözleriyle hayata geçirmiş ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin her türlü faaliyetine akıl ve bilimin egemen olmasını” temel ilke olarak benimsemiştir. O’nun yolunda ilerlemekten bir an bile tereddüt etmeyen AKUT ailesi, bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da ATA’sının gösterdiği bilim ve akıl yolundan hiçbir zaman ayrılmayacaktır. |
|
| | #5 |
| Alışmış TÜRK Gloksinya Blog Sitesi ![]() | Ce: AKUT - Arama Kurtarma Derneği AKUT’A DUYULAN GÜVEN ve TÜRKİYE’NİN GÜVEN BUNALIMI Medyamız ve halkımız, 1998 Adana-Ceyhan ve 1999 Marmara Depremleri sonrasında verdiği büyük destekle bizi onurlandırdı, güç ve cesaret verdi. Bundan sonraki çalışmalarımız için olumlu yönde motive etti. Hatta bizi bu milletin tarihten bir övünç olarak taşıdığı Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte en çok güvendiği kurumların başına yerleştirdi. Yıllardır hep bu sorumluluk duygusu içinde, daha önce yaptıklarımızdan daha iyisini, daha fazlasını yapabilmek tutkusuyla, canla başla çalıştık, bundan sonra da ne olursa olsun bütün kararlılığımızla çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biz bu vatanı çok seviyoruz, çünkü biz sizi çok seviyoruz... 1999 yılına kadar hayatımızda her şey çok iyi giderken, Gölcük Depremi sonrasında birdenbire hiç beklemediğimiz sayısız saldırı ile karşılaştık. İlk önce neler olduğunu, daha doğrusu neden olduğunu anlayamadık. Saldırılar öyle yoğun ve beklenmedik yerlerden peşi sıra gelmeye başladı ki, hiç bilmediğimiz ve hayatımızda ilk kez karşılaştığımız bu çirkin oyunda sadece yarım yamalak bir savunma yapabildik. O süreçte kimilerinin bizi kullandıklarını düşünüyorum. Devlet’le kendilerince bir hesabı olanlar; bu bir fırsattır diye bizi ön plana çıkartıp Devlet’in zafiyetini gündeme taşımaya çalıştılar. Devlet’i korumak isteyenlerin bir kısmı da yine karşı tarafın (!) kahraman yaptığı AKUT’u bu sefer sıkıştırmaya kalktılar. Başkalarının gizli gündemleri ne yazık ki arada bizi ezdi. Biz sonuçta dağcıyız, sporcuyuz, sorumluluk duygusu gelişmiş sıradan insanlarız. İçten pazarlıklı politik manevralara alışkın değiliz ve ne yazık ki bu tür, altında başka hesapların olduğu çıkışların elinde oyuncak olmayı engelleyemedik. Bugün hâlâ o günlerden kalan tortular ile mücadele etmemiz gerekiyor. Bize karşı alınan tavırların daha da şiddetlenmesine yol açan bir gelişme yaşandı Gölcük Depremi’ni izleyen süreçte. TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı), iki yıl üst üste Türk toplumunun kurumlara olan güvenini araştırdığı iki kamuoyu araştırması yaptı 1999 ve 2000 yıllarında. Her ikisinde de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında AKUT da en başta çıktı; (Ek: 33) ama bunun acısını da bizden daha sonra ciddi bir şekilde çıkardılar. Bu bölümde aslında Türk toplumunun uzun yılların birikimi ile bilinçli bir şekilde nasıl ciddi bir güven bunalımına düşürüldüğünden bahsedeceğim. Ama önce AKUT’un neden ve nasıl bu kadar güveni ve sevgiyi bünyesine toplayabildiğine kısaca değinmek istiyorum. 5 Mart 2001 tarihinde Zaman gazetesinde çıkan değerlendirmelerinde, AKUT kurucularından ve ilk yıllarda büyük emeği olan Dr. Feridun Çelikmen şu tespitleri yapar; “TSK’ya olan güven kurumlar üstüdür. Yolsuzluk ve güven gibi iki hassas noktada AKUT’un bu kurumdan sonra güven sıralamasında ikinci olması, halkın derneğimizi onurlandırmasıdır. Aynı zamanda haklı bir güvendir. Bugün çok ciddi finansmanlara sahip Kızılay gibi, üniversiteler gibi kurumlar var. Ancak AKUT maddi sıkıntılarına rağmen gönlünden iş yapan insanların kurduğu, büyüttüğü bir yardım kuruluşu. Bu güvenin kazanılmasında elbette ki 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde yaptığımız çalışmaların büyük payı var. Ardından Yunanistan, Tayvan son olarak Hindistan depreminde de yıllardır iç ve dış çekişmelerle gününü geçiren Türkiye’yi, daha doğrusu halkı yalnız bırakmadı. Uluslararası bir güven unsuru oldu. Sanırım AKUT almaktan çok veren konumunda olduğu için buna layık görüldü.” Yine aynı haberde Sosyolog Doç. Dr. Nilüfer Narlı’ya göre; AKUT’a duyulan güvenin altında depremle birlikte sivil toplumun sosyal sorunların çözümünde daha aktif rol almaya başlaması ve sivil bilinçteki değişim yatıyor. “Bir avuç AKUT gönüllüsü her şeyin yerle bir olduğu bir ortamda insanların kendi sorunlarını örgütlenerek kendilerinin çözebileceğini gösterdi.” diyen Narlı, depremden sonra halkın “her şeyi devletten bekleme” anlayışından kurtulmasıyla başlayan sürecin meyvelerinden birisinin AKUT’a; yani sivil topluma duyulan güven olduğuna işaret etti. Narlı’nın tespitlerine göre Meclis, siyasi partiler, Kızılay, belediyeler güven açısından prim kaybederken, halkın kendi ayakları üzerinde durma ihtiyacını hissetmesi ve bu değişimin sürmesini istemesi de AKUT’un güven zirvesinde yer almasının sebepleri arasında. İşte tam bu noktada, ilerleyen sayfalarda karşılaşacağınız bu kitabın çok önemli bir bölümünü oluşturan, toplumda en çok eksikliği hissedilen ve hem özlem hem ihtiyaç duyulan, Marmara Depremleriyle başlayan, ancak süreç içerisinde unutturulan ve önü kısa sürede alınan toplumumuzdaki köklü zihin haritası değişimi ihtiyacını da size hatırlatmak istiyorum. Zaman gazetesi, bu haberde bu konuya “Sivil Bilinç Değişimi” başlığını atmıştı. 1999 yılında, hâlâ depremin acılarının yoğun olarak yaşandığı süreçte, toplumun güven konusundaki görüşleri doğal olarak depremin ağır travmasından da etkilenmişti. AKUT bu ruh haliyle ve elbette ki depremin hâlâ içimizi sızlatan acılarının etkisiyle, 10 puan üzerinden 7.9 puan alarak, Türkiye’nin en güvendiği kurum seçildi. Aynı ankette Türk Silahlı Kuvvetleri, çok az bir farkla ikinci olmuştu. Burada bence asıl ilginç veri en altta kalan, yani toplumun en güvenmediği kurumlarda ortaya çıkmıştı. Daha 3 yaşında bir bebek olan AKUT’un birinci kurum olarak çıktığı ankette 131 yıllık şanlı bir geçmişi olan Kızılay 2.8 puanla sonuncu çıkmıştı. Yürütmenin başı olan Hükümet 2.9, yasama organı TBMM ise 3.1 puanla en sona yerleştirilmişti. Basın 4.4 puan, Belediyeler ise 4.5 puan alabilmişti. TESEV aynı anketi, “Hanehalkı Yolsuzluk Araştırmasına Göre Türkiye’de Kurumlara Duyulan Güven” başlığıyla 2000 yılında da tekrar etti. Bu sefer de sonuçlar pek farklı çıkmadı. Depremin acıları biraz daha geride kalmıştı ve bu kez en güvenilen kurum, olması gerektiği gibi Türk Silahlı Kuvvetleri olarak çıktı. TSK’nın 10 puan üzerinden 7.7 puan aldığı bu ankette AKUT 7,6 puanla, toplumun en güvendiği ikinci kurum seçildi. 2000 yılındaki ankette toplumun en güvenmediği kurumları da size bir kez daha hatırlatmak istiyorum. En güvenilmez kurum olarak 2.1 puan alan siyasi partiler seçildi. TBMM bu kez 3.2 puan alabildi. Merkezi Yönetim 3.9, gazeteler ise 4 puan alırken, Kızılay ve Belediyeler 4.4 puan alabilmişti. Hatta Kızılay yönetimi, afet süreçlerindeki tarihsel sorumlulukları gereği o günlerde en sert şekillerde kritik edilmiş, suçlanmış ve bu düşündürücü sonuçlar nedeniyle yönetim değişikliği yapmak zorunda kalmıştı. Hatırlayacaksınız o acılı süreçte kendinden beklenenin çok altında kalan Kızılay için o günlerde büyük bir gazetemiz; “KIZILAY’ı AKUT’a verin” diye münasebetsiz bir başlık bile atmıştı. Hatta 1999 yılında ayyuka çıkan suçlamaları ve üzerine yapışan kötü imajı da üzerinden atabilmek için, takip eden dönemde Kızılay, ATATÜRK tarafından koyulan marka adını değiştirerek Türk Kızılayı yapmıştı. (Bugünün Türk Kızılayı geçmiş hatalarından ders almış ve adına yakışır bir şekilde dünyanın her yerinde çalışmalarını sürdürmektedir.) Dolayısıyla Türk toplumu ne yazık ki ortak yaşamı, ortak kullanımı, birlikte yaşama kültürünü düzenleyen, kanunlar ve kuralların uygulanmasından, denetlenmesinden sorumlu olan unsurlara, yasama, yürütme ve yargı organlarına, dahası demokratik bir sistemde sorunları çözecek tek seçenek olan siyaset kurumuna ve siyasi partilere bile güvenmiyordu. Bu anketleri inceleyen biraz aklı başında olan herkes yaklaşmakta olan büyük tehlikeyi apaçık bir şekilde görebilmeliydi bence; Türk toplumu yaşamak zorunda bırakıldığı yolsuzluk, rüşvet, ahlaksızlık, adaletsizlik ve eşitsizlik süreçlerinde uzun yıllardır ezilmekten ve haksızlığa uğramaktan temel güven duygusunu o kadar yitirmiş durumdadır ki, tarihsel olarak toplumun gönlünde çok özel bir yeri olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve bir de Gölcük Depremi’nin yarattığı muazzam acı ve yıkım karşısında yaptığı mütevazı ama bilinçli ve etkili çalışmalar nedeniyle AKUT dışında neredeyse hiçbir kuruma, sağlıklı bir toplumda olması gerektiği gibi güvenmiyor, güvenemiyordu. Bu iki kurum dışında ortak yaşamla ilgili olan ve sistemi ayakta tutan neredeyse bütün kurumlara karşı, bunu devletin kendisine diye de okuyabilirsiniz, derin bir güvensizlik hissediyordu. Bunun gideceği yer acaba ne olabilirdi? Bu bölümünün ilerleyen sayfalarında bir psikanalistin bakış açısından da destek alarak bu konuya değineceğim. Ama önce Coşkun Can Aktan’ın editörlüğünde Hak-İş Yayınları’ndan 2001 yılında çıkan; “Yolsuzlukla Mücadele Stratejileri” adlı araştırmasından birtakım verileri ve saptamaları da, biraz uzun olmakla birlikte doğrudan alıntılar olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. |
|
![]() |
| Bookmarks |
| Tags |
| akut, akut, arama, arama, derneği, derneği, kurtarma, kurtarma |
| Konu Seçenekleri | |
| Bu Konuyu Değerlendir | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| 1600 Full Sürüm Program Direkt Link No Rapid | uskumru | Diğer Programlar | 29 | 08-18-2009 09:12 PM |
| AKP - Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekilleri ve Özgeçmişleri | KANUN TÜRK | Siyasi Partiler | 15 | 08-06-2009 07:22 PM |
| Arama Motoru Optimizasyonu 1 | SONSUZLUK | Arama Motorları | 0 | 08-04-2008 12:39 AM |
| Bursa Rehber | sinan0310 | A-B-C-Ç-D | 0 | 05-19-2008 12:09 PM |
| Arama motorları ve gizlilik | BerDuş | Bilgisayar | 0 | 04-15-2008 12:37 PM |
| |
|
Telif Hakları vBulletin v4.0.8 © 2000-2012 | TürkForum'un Kurucusu Mehmet NAZLICA'dır. Site içeriğini Kaynak Göstermek Şartıyla kullanmanız serbesttir. Forumun Tüm Hakları Şerefli Türk Milletine Aittir. Varlığımız, Türk Varlığına Armağan Olsun |
| Okur yorumları ve konuları kişilerin kendi görüşleridir. TürkForuM konu ve yorum içeriklerini benimsememektedir. Konulardan ve Yorumlardan WwW.TurkForuM.CoM.Tr Sorumlu Tutulamaz..! |